Ezgi Coşkun

BİR SES GELDİ.

Bir ses geldi.


Çok korktum anne. Çok korktum baba.
Ama söyleyemedim. İrkildim. Davranışlarım değişti. Oyunumu yarıda bıraktım, size doğru yöneldim.


Bugüne kadar “bir şey yok annecim, bir şey yok babacım, devam et oyununa” demiştiniz. Ama aslında bir şey vardı.
Korkumu yaşamama engel olmaya çalıştınız. Çünkü koruyup kollamaya, beni üzmemeye şartlamıştınız kendinizi.
Bu da bir duyguydu benim için ve bu duygunun normal bir duygu olduğunu, bu duyguyu da yaşamam gerektiğini ise benim bazı tepkilerim netleştikten sonra anlamaya başladınız. Bir şeyden korktuğumda bastırmaya çalıştım, çünkü bugüne kadar hep siz bastırmaya çalıştınız.


Düştüm, canım acıdı, ağlamaya başladım. Hemen susturdunuz. Bir şey yok annecim, aaaaa bak kuş geçiyor dediniz.
Başımı masaya vurdum, siz de ardından masaya vurdunuz, eh masa nasıl vurursun benim kızıma/oğluma dediniz. Halbuki masanın suçu yoktu, suç benimdi. Suç da değildi ama ağlamamam ve canımın acımaması için benim dikkat etmem gerekirdi. Ama siz ben dışındaki her şeyi suçladınız.
Elimi kaktüse soktum, kaktüslerin yerini değiştirdiniz. Değiştirmemeliydiniz, bana onları ellememem gerektiğini ve ellediğim her an canımın acıyacağını anlatmalıydınız. Büyük ihtimalle başa çıkılamaz bir çocuk değilsem kendime bu acıyı yaşatmamaya başlayacaktım bir süre sonra zaten.


Elime kolonya dökmenizi istedim, döktünüz, yüzüne sürme dediniz ama ben sürdüm, çünkü merak ettim. Belki de bazı şeyleri öğrenmek için bir takım küçük acılar yaşamalıydım. Sonra ben ağladım, siz bana kızdınız. Ama ben bir daha yüzüme kolonya sürmedim.


Size vurdum. İlk şaka sandınız, olmaz öyle dediniz. Sonra ertesi gün yine vurdum, yüzünüzü tırnakladım. Bu kez endişelenmeye başladınız bu çocuk neden böyle yapıyor diye. Benim sınırlarımı koymanız gerekiyordu. Çünkü eğer kızmazsanız ve bu sınırı koymazsanız ben bunu yapmaya devam edecektim, kurallar gerekliydi. Sıkıyönetim olmadan bir takım kurallar şarttı. Bana bir şeyleri öğretmek istiyorsanız o şeyi engellemek yerine o şeyin bana getireceği zararları anlatmanız gerekirse göstermeniz gerekliydi ki ben anlayabileyim. Ve size vurduğum için kızdınız. Sağlam kızdınız ama. Ses yükseltmeli kızınca ben de utandım çünkü yaptığım kabul edilebilir bir şey değildi, haklıydınız. Biraz üzüldüm ağladım ama yine siz kucakladınız beni.
Hani anne ilk kez çay bardağı hamlemde beni kucağına alıp elimi sıcak bardağa minicik değdirmiştin ya, belki de o an çok kızmıştım sana ama ben artık hiçbir çay bardağına yaklaşmıyorum, çünkü sıcak, çünkü yanarım, yanarsam üzülürüm, ağlarım, üzülürsünüz.


Üzülmemi istemiyorsunuz, haliyle üzülmek de istemiyorsunuz ama bazı şeyleri öğrenmem için benim biraz üzülmem, bazen ağlamam, bazen canımı yakmam, bazen de sizi üzmem gerekiyor sanırım. Böyle böyle öğreniyorum ve durumlar karşısında sizin tutumunuz çok önemli hale geliyor. Çünkü siz ben üzülmeyeyim diye bir şeyleri kaldırır, bir şeylerin yerini değiştirir, bir şeyleri yasaklarsanız hem ben o şeyleri daha çok yapmak istiyorum, hem kafamdaki sorular cevapsız kalıyor, hem de o şeyleri yapmak adına şımarmaya ve aksi davranmaya başlıyorum.

Ben bir sesten korktuğumda eğer gösterebiliyorsanız sesin kaynağını gösterin bana, ben de korkumu yeneyim. Bir yere başımı vurduğumda oradan geçerken dikkat etmem gerektiğini anlatın, düştüğümde düşebileceğimi, bunun normal olduğunu söyleyin ve ağlamama müsaade edin. Kendi korkularınızı da anlatın, gözümde süper kahramansınız ama hepimiz biliyoruz ki değilsiniz, çünkü insansınız. Herkes açık oynarsa bu iş hallolur gibi annecim, babacım. Sizleri seviyorum ve biliyorum ki 40-50 santimetre bücürler olarak çok minicik konularda bile kafanızı çok karıştırıyoruz. Değişik varlıklarız ve doğduğumuz andan itibaren mizacımız bize her şeyi yaptırıyor.


Benden bu kadar abilerim ablalarım. Büyüklerimin gözlerinden, daha da büyüklerimin ellerinden öperim.

2 thoughts on “BİR SES GELDİ.”

  1. Gulzade ozturk Arslan

    Harika olmuş. Cok guzel anlatmissin.bize boyle yasatildigi icin bizde ayni sekilde yastiyoruz cocuklarimiza ve bu dongu boyle devam ettigi surece onlarda ayni seyi kendi cocuklarina yasaticaklar. .bi noktada bazen taşlarin yerinden oynaması gerek!

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

22 − = 12