Ezgi Coşkun

Teşekkürler Hayat

Nereden başlayacağımı bilemiyordum, kendimi kötü hissetmiştim ilk başta. Bomboş bir hayatım var gibi. Öyle yaşayıp gidiyoruz gibi. Üniversite okumama, çalışıyor olmama, evlenip mutlu bir hayat kurmama rağmen hep dünyevi şeyleri dert ettiğimin farkına varmıştım. Ben ölüm bile görmemiştim hayatımda, olası bir olumsuz durumda ne tepki vereceğimi bile bilmiyordum, düşedebilirdim, etkilenmeyedebilirdim. Tabi ki de başkasının hayatıyla kıyaslamak yersizdi. Hayat herkesi farklı yerlere sürüklüyordu ya da biz kendimizi olmak istediğimiz noktaya konumlandırıyorduk. Ne annem babam, ne şu an ailem onun yaşadıklarının minicik kısmını bile yaşamamıştı. Bu ne övülecek ne de yerilecek bir şeydi. Acaba hayattaki dertlerimi ya da kafama taktığım şeyleri bilse bana güler miydi? Belki de gülmezdi. Ama benim dertlerim onun dertlerinin yanında fındık fıstıktı, ben badem severim, badem olsun demiştim ona da. Gerçekten şu an mutluydum, yarınımı bilmiyordum, bilemezdim, kimse bilemezdi. Ama hayat boyu yaşama sebebim mutlu olmak ve mutlu etmek oldu. “Bazen neyi neden yaptığımızı bilmeyiz ama yaparız” demişti bana. “Sonrasında da iyi ki deriz” demişti. “Dertlerini bilsem de gülmem, kiminin yamacı kiminin zirvesi olabilir” diye de eklemişti. Her söylediği çok büyük cümlelerdi. Yaşı desen 22-23. Her şeyi denemişti, pisliği de tatmıştı, iyiliği de. Tasavvufi tarafı ağır basıyordu, asla onun gibi yaklaşamayacaktım olaylara. Konuşmaya kalksak belki sabahlara kadar konuşurduk ama sessizlik ona iyi geliyordu, ruhuna iyi geliyordu. Sessizliğin sadece kendi ruhuna değil, herkesin ruhuna iyi geleceğini destekliyordu. Tam olarak şu cümleyi kurmuştu. “Bir ağacın olgunlaşıp meyve verme vaktine yetişmesi gibi, olgunlaştırıyor ruhu sessizlik” Olgunlaşmamak için mi sürekli konuşuyordu insanlık. Olgunlaşmamak için mi direniyordu olaylar karşısında sessiz kalmaya. Konuşmak bizim çocuk tarafımız mıydı? Yoksa kaos yaratmak için çaba mı sarfediyorduk? Aslında ben kavgadan gürültüden hiç hoşlanmam deyip sürekli fitili ateşlemek gibi. Kırılmışım kırılmamışım, bana yanlış yapılmış yapılmamış pek farketmiyordu. Onda da aynı durum vardı. Tek farkımız şuydu, ben hep hayat doluydum. O ise ahenkle birbirine bağlanan seslere odaklandığı zaman hayat dolu ve eğlenceli oluyordu. Bir yanı olumluyu, diğer yanı ise hep olumsuzu düşünüyordu.


Bir konuşmanın ortasında sürekli yeni şeyler yapmak istediğini, asla doymadığını ve yeni şeyler yaparken, öğrenirken yaşadığı hazzı öyle ballandıra ballandıra anlatmıştı ki o an “nasıl vakit buluyorsun?” ya da “etrafındaki birincil kişiler belki de senin bunu yapmanı desteklemeyecek” gibi olumsuz bir şeyler söylediğimde direkt şu cevabı vermişti. Umudunu Kaybetme filminde Will Smith’in oğluna söylediği şeyleri söylemişti. “Kimsenin sana bir şey yapamazsın demesine izin verme, hatta benim bile. çünkü insanlar bir şey yapamaz ve senin de yapamayacağını söylerler. Bir şeyi yapmak istiyorsan gidip onu zorla al.”

Bir gün yalnızlık anlarından sadece birinde şunları dökmüştü kaleme.
Uykusuz bir gecenin sabahında yalnızlığı kutsarken,
Düşüncelerin esiri olan zihnime açtığım savaşın ortasında belirdi karanlık.
Kafamla duvar öpüşünce neden karanlık can buluyor?
Saat neden durdu?
Tavanla tabanın arası kaç metre?
Duvarda büyüyen bir karaltı mı var?
Köşede ölmüş biri mi var?
Odam neden bu kadar kalabalık?
Kim bu insanlar?
Onlar beni tanırken ben neden onları tanımıyorum?
Kafamın sol tarafında bir şey mi yürüyor?
Seni tanıyor muyum?
Ben kimim?
Kahkaha sesleri nereden geliyor?
Sen de duyuyor musun?
Doktor! Sen misin?
Deliriyor muyum yoksa?
Ölelim mi bu sabah?
Lütfen.
Okuyunca karamsar gibi duruyor değil mi? Değil. Yalnızlığı seviyor, yalnızlığa yürüyor hatta yalnızlığı tercih ediyordu. Hayatta kafasına taktığı çok şey vardı aynı zamanda hiçbir şey yoktu. Evet çok saçma geliyor kulağa, size bana saçma. Bana da artık saçma değil, o kadar iyi anlıyordum ki artık söylediği şeyleri, bu iki tezat kavramın aynı anda yaşanması şaşırtmıyordu beni. Bizlerin yani dünyevi dertleri olan insanların hayatlarında üst sıralara koyduğu şeyler bile onda diğer şeylerle aynı seviyedeydi. Koca bir makinenin ufak dişlilerinden sadece biri. Günde sadece dakikalarca konuşuyorduk ama pek çok zaman şu şekilde kapatıyorduk konuşmayı.

Teşekkürler hayat…

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 5 = 13