Ezgi Coşkun

ÖPEYİM DE GEÇSİN.

Neydi mutluluk? Mutluluk neydi sahi? Bir çocuğun balonu mu? Bir annenin çocuğunun elini tutması mı? Bir babanın kızının saçını toplaması mı? Ailecek yenilen bir yemek, toplulukla içilen rakı mı? Tatile gitmek mi? Çalışmak mı? Çok şükür çalışıyoruz demek mi? Hiç çalışmadan para kazanmak mı? Hiç çalışmadan para yemek mi?

Sahi ne mutluluk? Sevgili öpücüğü mü? Hep gülmek mi? Hep sevmek mi? Hep sevilmek mi? Eski sevgilinin bir türlü mutlu olamadığını görmek mi? Flört etmek mi? Sevişmek mi? Film izlemek mi? Bir çocuğa yardım etmek mi? Sevdiğin herhangi bir şeye sarılmak mı?

Mutluluk ne? Para mı? Çok para mı? Daha çok para mı? Huzur mu? Kime göre huzur? Ev sahibi olmak mı? Hayvan sahibi olmak mı? En lüks arabayı almak mı?

Mutluluk ne peki gerçekten? Hiçbir şey düşünmemek mi? Her şeyi detayına kadar düşünüp ben her şeyi düşünüyorum diyebilmek ve bunla övünmek mi? Bireyselleşmek mi? Çoklaşmak mı? Topluluğa karışmak mı? Yabancı birileriyle tanışmak mı? Hiç tanımadığın biriyle dertleşmek mi? Ara sıra uzaklaşmak mı? Kimsenin olmadığı bir yere gidip kendinle hesaplaşmak mı?

Diyelim ki her şeyi edindiniz, yapacağınız bir şey kalmadı. Deneyimlemek istediğiniz hiçbir şey yok. Sonra ne olacak peki? Sırada ne var? Tüm her şeyi elde ettikten sonra sırayla başlayan mutsuzluk alametleri.

Ne peki mutsuzluk? Düşüş mü? En tepeden düşüş mü? Bir bir her şeyini kaybetmek mi? Aldığın o arabayla kaza yapmak mı? Aldığın evin kredisini ödeyemediğin için evinden olmak ve başa dömek mi? İşini sevmemek mi? İşinden nefret etmek mi? Evinde mutsuz olman mı? Eşinle sürekli kavga etmen mi? Çocuğunun kötü alışkanlıklar edinmesi mi? Ne kadar dibi görebilir insan? Ne kadar batabilir? Ne kadar sağlığını kaybedebilir?

Mutsuzluk ne sahi? Neye göre kıyas yapılıyor? Kimin hayatı referans alınıyor? Her şeyini kaybettin diyelim ki, sonra ne olacak? Sonu ne? En dip ne? Kime göre dip? Sana göre dip olan başkasının sıradanı olamaz mı? Sonra ne olacak?

Her şey olur, dahası da olur, hiç beklemediğin anda kafana bir şey düşer, oracıkta ölürsün. Hiç beklemediğin anda talih yüzüne güler, fakirken aniden zengin olursun. Hiç beklemediğin anda sevdiğini kaybedersin, artık yaşayamam dersin, bir süre psikolojin bozulur, sonra bal gibi de yaşamaya devam edersin.

İnsanların lüzumsuz yarışları, lüzumsuz savaşları ve üzülerek söylüyorum ki lüzumsuz barışları. Herkesi sevmek zorunda değilsiniz, kimse de sizi sevmek zorunda değil. Yeri gelecek sinirden dövmek isteyeceksiniz, asla öldürmeyecek olsanız bile “ben bunu öldürürüm” gibi cümleler kuracaksınız. Yüksek ihtimalle dövmeyecek, daha yüksek ihtimalle öldürmeyeceksiniz. Peki bu şov neden? Kime ya da? Bu şov yapılıyorsa yapılan birileri de var demektir. O birileri neden sizden şov bekliyor? Çünkü kendisi daha iyisini daha mükemmelini yapmak zorunda. Yani bu durumda sizi referans alıyor. Yapmazsa ölür yoksa, kahrolur. Nasıl altta kalır, aman allahım mümkün değil olamaz.

Kim bunlar biliyor musunuz? Asla ama asla kendi hayatına bakmayanlar, ben gribim dediğinde geçmiş olsun demek yerine ben de geçenlerde zatürre olmuştum diyerek hastalığını methedenler, komşunun kızı başarılı olmuş, sen nasıl başarısız oldun diyerek çocuğunun psikolojisini mahvedenler, sürekli eşini başka adamlarla/kadınlarla kıyaslayanlar, ona hiçbir zaman bir zararınız dokunmadığı halde sadece sizi sevmedi, frekansınız tutmadı diye kötülüğünüzü dileyenler, asla ama asla etrafımdakilere bir faydam olsun demeyen aksine etrafındaki herkesi yoranlar.

Sizin iyi niyetten bir parça nasibini almamış zihniyetinize sokayım. Bir bırakın insanları, bırakın da kim nasıl istiyorsa öyle yaşasın. Falancanın kızını boşverin, sizi ilgilendirmez. Sosyal medyada bikiniyle fotoğraf paylaşmış gördün mü demeyi bırakın, sizi katiyen ilgilendirmez. Tatile Bali’ye giden arkadaşlarınızın gönderilerine “tabi ya hayat sana güzel” yazmayın, sizi hiç ilgilendirmez. Gerçekten hayat ona güzeldir. O hayatı yaşamak için arka planda yaşadığı zorlukları bilemezsiniz. Bilemeyeceksiniz de.

Öyle işte. Öperim fesatlıklarınızdan, öperim her şeye karışan karakterinizden. Öpeyim de belki geçer. Geçtiği hiç görülmedi gerçi.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

43 − 41 =